Anlamak, Anlaşılmak (Empati)

Toplumda zaman zaman  çoğumuz anlaşılmadığımızdan dert yanarız veya “bu dünyada dost kalmadı,hayat çok değişti” gibi sözlerle kıvranıp  dururuz.Kıvranıp dururuz  durmasına da meselenin derinliğine bir türlü inmeyiz. Aslında dünya yerli yerinde duruyor değişen bizlerin bakış açılarıdır,değişimi yapan da bizleriz.Bunun için konuma ‘empati’ başlığı ile girdim,önce bu kelimeyi bir açalım;Empati, bir insanın kendisini başkasının yerine koyarak o insanın duygu ve düşüncelerini doğru olarak anlama  sanatıdır. 
 
Meselenin özü budur aslında. İşte bu anlama veya anlatma sanatını kaçta kaçımız uygulayabiliyoruz?  Empatinin; kendini ifade etme, toplumsallaşma, sosyal duyarlılık ve topluma uyum ile pozitif bir ilişkisi vardır. Sosyal duyarlılığı yüksek olan kişiler aynı zamanda,empati kurma becerisine de sahip kişilerdir.
 
Bir öğretmen  empati kurma becerisine sahip olduğu oranda öğrencileri başarılıdır, çünkü bir iletişim var. Bir aile reisi baba evin her türlü ihtiyaçlarını karşıladığı halde, çocuklar isyankar anne mutsuz ise o yuvada bir empati eksikliği var! Yani maddi alış veriş yetmiyor, duygusal iletişimde şart.
 
Empati kurulamayan toplumlarda suç işleme oranı da yüksektir. İnsan, sevgiyi de nefreti de uzlaşmayı veya saldırganlığı ruhunda barındıran bir varlıktır. Toplum olarak bireysel olarak insanın artı yönlerini anladığımızda veya motive ettiğimizde suç oranı düşmüş huzurlu bir toplumla karşılaşabiliriz.
 
Empati kurulmayan bir toplumda kişilerin doğa ile de bir uyumundan bahsedemeyiz. Allah’ın bizlere bahşettiği o güzelim yeşilliği ya yakar mahvederiz, ya da gittiğimiz piknik alanlarında kebap kokusunun ardından çöplüğümüzü bile toplamadan, şişmiş midelerle evlerimize döneriz.
 
Gelelim yine günlük sosyal hayatımıza, sosyal ziyaretler ve yardımlaşmalar; dostlarımızın bir düğünündeki sevincini veya bir cenazedeki acısını paylaşmak, bir empati değil mi dir! Empati nin günlük yaşantımızda önemi çok büyüktür.
 
Sosyal yardımlaşma derken yaşanmış bir anımı da nakletmeden geçemeyeceğim; eski bürokratlardan bir dostum eşiyle bizi bir yemeğe davet etti,yer İstanbul.
 
Arkadaş,”bizim hanımın bir akrabası var onları da  çağıralım” dedi ve onları  da almaya gittik. Vardığımız yer Zeytinburnu  varoşlarda bir gece kondu,perişan bir aile odun yok,kömür yok baba anne  eziklik içinde .O yokluğa rağmen bize bir çay ikram etmek istediler,arkadaş “gideceğimiz yere geç kalıyoruz” dedi ve biz davet edilen yere vardık.
 
Lüks bir lokanta  ve eğlence yeriydi.Bürokrat arkadaş keyifli espriler yaparken o ailenin ezikliği ve ıstırabı beni  son derece rahatsız etti.O perişan aile o ortamda gülüp eğlene bilir miydi.Dönüşte onları eve bıraktık. Arkadaşa dedim ki; “O lüks yere onları çağırmakla  doğru bir iş yapmadın sen bencil bir adamsın, keşke bizi bu davete çağırmasaydın,evinde yiyeceği, yakacağı olmayan yamalı ceketiyle bir adama ve ailesine işkence yaptın.”Arkadaşın hanımı ağladı ve ertesi gün birlikte o ailenin eksiklerini tamamlaya çalıştık,belki bir nebze onlarda rahatlamış oldu.
 
Sevgili dostlar bu anımı niye anlattım sizler çok iyi anladınız anlamasına da,ya birde anlamayanlar! Yaşam fotoğrafları o kadar farklı ki herkes kendi hayatı içinde, kendi yaşantısını sürdürüp gidiyor. Onun için,sosyal ilişkilerimize başka insanları katarken onların yaşam şekillerini iyi tanımamız gerekiyor,onları mutlu edelim derken mutsuz etmeyelim. Konumlarına göre yaklaşmalıyız ve yaşam dengelerini bozmamalıyız. Yani iş dönüp dolaşıp empati ye geliyor; Kendi aramızda da bu böyledir, bizi idare edenler arasında da, öyleyse siyasetçilerimizin de halk ile iyi bir empati kurmaları gerekmiyor mu? Hoşça kalın!

Mustafa ÖNYURT
mustafaonyurt@hotmail.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak.


2 + = 5


*