Toprağa Çaktık, Kalbimize Değil!

Mutluluğu kendinden vazgeçme, umudu cennet olan bilge kişi, serveti gördüğü her şeyi aşan bir prensle karşılaşmış. Prensin çadırı dinlenmek amacıyla şehrin dışında kuruluymuş.

Çadır çok kıymetli bir kumaştanmış. Hatta çadırı tutan çiviler bile som altındanmış. Sade ve şatafatsız bir hayat sürmeyi savunan bilge kişi, prense dünya varlıklarının, altın çadır çivilerinin anlamsızlığı ve insan çabasının sonuçsuzluğuyla ilgili bir araba laf etmiş. Diğer taraftan da kutsal yerlerin ne kadar ölümsüz ve görkemli olduğunu söylemiş. Elinden geleni yaptıktan sonra beklemenin, en büyük mutluluk olduğunu belirtmiş.

Prens büyük bir ciddiyetle bunları dinlemiş. Bilge kişinin elini tutmuş ve şöyle demiş:

“Benim için sözlerin yol gösterici. Dostum, benimle gel, kutsal yerlere yolculukta bana eşlik et.” Bu sözlerden sonra prens bir kez bile geriye bakmadan, yanına hiçbir şey almadan yola koyulmuş.
Bilge kişi bu duruma şaşırmış, prensin arkasından koşmuş ve bağırmış:

“Prensim, kutsal yerlere gitme konusunda gerçekten ciddi misiniz? Eğer ciddiyseniz, gidip yanıma eşyalarımı almak için beni bekleyin.” Prens gülerek cevap vermiş:

“Ben servetimi, atlarımı, altınlarımı, çadırımı, uşaklarımı ve sahip olduğum her şeyi bıraktım. Senin ise eşyaların için geri gitmen gerekiyor.” Bilge kişi yine şaşkınlık içinde sormuş:

“Prensim, lütfen bana açıklayın, nasıl bütün servetinizi almadan gidebilirsiniz?”

Prens yavaş ama anlaşılabilir bir ses tonuyla şöyle söylemiş:
“Biz altın çadır çivilerini toprağa çaktık, kalbimize değil.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak.


8 − 4 =


*