Hislerin Kontrolü

Duygu (His): Belirli nesne, olay veya bireylerin insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim.

Gerçekte hislerimiz çevremizde yaşanan olaylara karşı bir tepki sonucunda oluşmaktadır. Hissettiklerimiz yaşantımızdaki olayların bir sonucudur. Hisler sadece bizim olayları açıklama biçimimizdir. Hisler karşısında neler yapabileceğimizi bilmek, bizi mutlak sonuca götürür. Beslenme tercihlerimizin farkında olma, farklı gıda ve yiyecekleri tükettikten sonra ne hissettiğimizi düşünme ve bunun bilincinde olarak alışkanlıklarımızı yönlendirme, dengeli ve sağlıklı bir hayat için oldukça önemlidir.

Vücudun inanılmaz yetenekleri ve kabiliyetleri vardır. Kanımızın dolaşmasını sağlar, yediklerimizi sindirir ve biz onlar hakkında düşünmek zorunda kalmadan, her saniye milyonlarca fonksiyonu gerçekleştirir.

 Zihin, genellikle olayları objektif olarak değerlendiremeyecek kadar deneyim ve önceden edinilmiş fikirlerle doludur. Pek çok insan için zihnin işlevi, bildiği şeylerin yeterli olduğu ve yeni şeyler öğrenmeye gerek olmadığını kanıtlamak üzere savunmaya geçen bir mekanizma ile hareket eder.

 Duygular kişiyi ruhsal anlamda yaşatan şeylerdir. Duygular kadar insana; ancak kendilerini iyi duyumsadıklarında, iyi hissettiren bir şey daha yoktur. Diğer taraftan duygular kendilerini kötü hissettiklerinde de onlar kadar kişiyi stres içinde bırakan, mutsuz eden başka bir etki yoktur. Bu durumda ruhsal anlamda tokluk ve açlık hissetmenin kişi üzerindeki etkilerini tahmin edememek mümkün değil.

Dünya hakkındaki görüşümüz birincil olarak beş duyumuzla algıladıklarımızdan oluşuyor. Gördüğümüz, dokunduğumuz, tattığımız, kokladığımız ya da duyduğumuz; dünya hakkında kişisel olarak ne tür bilgiler kazandığımıza göre yorumlanabiliyor. Köpekler insanlardan daha iyi koku alır ve daha iyi işitir. Kediler karanlıkta daha iyi görür. Kuşlar harekete daha duyarlıdır.

Mesele basit; yaşamda gözün gördüğünden daha fazlası vardır.

Genelde hislerimizi kontrol eden şey de zihnimiz, bedenimiz ve duygularımızdır.Bu üçünden hangisi baskın olmuşsa onun; hafıza, yöntem ve komutlarına göre hareket ederiz. İşte hislerin kontrolü de bu noktada ortaya çıkmakta. Bu üç etkenin dengeli, paralel ve aynı hedefe kilitlenmiş olması ile gelecek başarı,  kalıcı ve gerçek olmaktadır.

Zihni Özgürleştirin…

Sizde baskın olan etken zihniniz ise, yeni yöntemlere ve duygulara daha kapalı olmanız kaçınılmaz olacaktır. Bu guruba giren insanlar; zamanlarının çoğunu fikirlere, değerlendirmelere, eleştirilere, yargılara, kanunlara, kurallara, planlara ve karar vermeye ayırırlar. Bununla birlikte bir kez karar verdiklerinde tamamdır, kararlarını değiştirmek gerçekten de çok zordur. İş dünyasında yönetici seviyesinde çalışan insanların çoğu, etkin olarak zihinsel yönlerini kullanan insanlardır.

Bu konu ile ilgili şehir efsanesi tadında bir fıkra her aklıma geldiğinde beni hem güldürmüş,  hem de düşündürmüştür.

Büyük bir şirketin üst düzey yöneticilerinden biri, birgün New York üzerinde balonla dolaşmaya çıkar. Aksilik bu ya, pusulasını aşağıya düşürür ve kaybolur. İnmek için uygun bir yer ararken bir gökdelenin tepesinde sigara içen bir adam görür ve alçalır.

“ Pardon.  Ben nerdeyim acaba?” diye sorar.

“ Yerden 500 feet yükseklikte bir balonun içindesin” der adam.

Yönetici sinirlenir:

“ Sen muhasebecisin değil mi?” diye sorar.

“ Evet” der adam. “ Nereden bildin?”

“ Çünkü başım belada ve senden yardım istiyorum.  Verdiğin cevap %100 doğru fakat bir işime yaramıyor.”

“ Sen de yöneticisin değil mi?”

“ Evet, sen nerden bildin?”

“ Çünkü yerden 500 feet yükseklikte bir balonun içindesin ve kaybolmuşsun… Pusulan yok, berbat durumdasın. Ama şimdi bu; senin değil, benim suçum oldu.”

Gerçekten de zihni ile hareket eden insanlarda, eğer mevcut durumları ile ilgili bir fikir daha önceden yüklenmemişse kesinlikle kendileri ile değil,  başkaları ile ilgili bir sorundan kaynaklanıyor demektir. Ama aynı katılık, süreklilik söz konusu olduğunda bu defa da tersten işlemeye başlar. Herşeyi kanıtlara, kurallara, bilgiye göre planlayan zihin, yaşam biçimi denilen şeyi fazla soyut bulur ve hafızasına eklemeye gerek duymaz. Sonuçta işlem bittiği zaman “bunu tekrarlamanın da bir anlamı kalmamış demektir” yargısına varır.

 Eğer kalıcı bir zayıflama sağlamak istiyorsak zihnimizin bu katı yaklaşımını değiştirmemiz gerekiyor. Bazı şeyler planlar ve kurallarla değil, süreklilik sağlayıcı idealler ve hedeflerle gerçekleştirilebilir.

Özgürleşmeyen zihin daima kapalı olan, asıl işlevini kaybetmiş paraşütler gibidir. Kim havada iken paraşütünün kapalı olmasını tercih eder ki?

Bedeni Güçlü Kılın…

Bazı insanların, bazı şeyleri niye yapamadıklarıyla ilgili uzun fiziksel mazeret listeleri vardır. İsteksizlikler, moral çöküntüleri, stresler, aile, iş, çocuklar, dersler. Bütün bunların yeterli olmadığı zamanlarda ise kimsenin kolay kolay karşı çıkamayacağını bildikleri, sağlık problemlerini sıralamak en yaygın olanlarıdır. Bu tip insanlarda da, bedenin gücü ön plandadır ve sizi yöneten şey bedeninizden gelecek olan fiziksel uyarılardır. Bedenimize sahip olmanın, bedenin kendi hislerini bizim kendi hislerimizden önce devreye sokmasına karşı çıkmanın zamanı geldi. Güçlü ve performansı yüksek bir beden yaratalım. Bedenimizi kendinden mennun, herşeye hazır hale getirdiğimizde de beyin ve duygular olarak algılarımızın yönünü başka bir tarafa, hislerin kontrolüne kaydıralım. Duygularınızı dinlemeyin, onları istediklerinizi söyleyecek şekilde yeniden organize edin…

Fazlasıyla duygusal olanlar, duygularını herkese gösterme eğilimindedirler. Hissettikleri doğrultuda hareket ederler.

Başka bir deyişle, hareket etmemek üzere hareket etmeyi tercih ederler.

 Genellikle kendilerini tanımlamaları, anlatmaları istendiğinde her cümleye“Ben” değil “Ben öyle hissediyorum ki” diye başlayanlar bu gruba girer. Onları yöneten de, sadece daha önce deneyerek öğrenmiş oldukları ve kabul etmeye koşullu hale geldikleri duyguların,  açıklayıcı savunmasıdır.  Oysa duygular da tıpkı zihnimiz ve bedenimiz gibi sadece bize hizmet etmek üzere varlar.  Kullanılmak için ordalar. Duygularınız üzerindeki etkinizi, ancak onları kullanarak güçlendirebilirsiniz. Hissedilebilecek herşeyi hissedin ve daha sonra da kendinize hala hayatta ve kararlı olduğunuzu hatırlatın.

Sonuç olarak, “dikkatiniz” istediğiniz şey üzerinde yoğunlaştığı zaman duygular,  vücut ve zihin, onu izleme eğilimindedir.  O halde hislerimizin kontrolünde kullanacığımız en önemli etken de bu olacaktır. Özellikle kilo vermekle ilgili olarak yaşadığımız herşeyi ya da aldığımız her besini, bugüne kadar olduğu gibi sadece 5 duyumuzla algılamak yerine, her defasında zihnimizde, bedenimizde ve hislerimizde bıraktığı etkiler süzgecinden de geçirebilirsek hislerimizi kontrol edebilmekte başarılı olduğumuzu söyleyebiliriz.

Eğer yanlış beslenme alışkanlıklarımız ve çevre faktörlerinin etkisiyle her açlık duygusunu hissettiğimizde, bilinçsiz tüketime yönelirsek gerçek fiziksel açlık ile duygusal açlığı karıştırarak doyduktan sonra yemeye devam edersek, bu kısırdöngü içinde yedikçe acıkan, acıktıkça yiyen bir duruma davetiye çıkarmış oluruz.

Bu durumdan kurtulmak için; hislerimizin vermiş olduğu etkilerle, bedenimizin isteklerine dur demeyi öğrenerek zihinsel gücümüzü, fiziksel kapasitemizi en iyi şekilde arttırmak için kullanıp, his ve duygularımızı kontrol altına alarak zihinsel motivasyonu sağlayarak, kendimizle yapmış olduğumuz mücadeleyi sürdürerek hayatımızda pek çok şeyin olumlu yönde değiştiğini görmemiz mümkün olacaktır.

İnsan, potansiyelinin çok küçük bir parçasını kullanabilen bir canlıdır. Gelişme için bilgi ve amaca yönelik çabalar gerekir. İnsanın bedene bağlı, zihninden gelen etkilere bağlanması gelişmeyi sağlamaz; üstün zihin hallerinin etkilerinden yararlanmayı bilmelidir. Bunun için ilk gereken şey de kendi kendimizi incelemeyi bilmekle başlıyor. Kendi kendimizi gözlemleyebilmenin ilk şartı,  fonksiyonlarımızı birbirleri ile olan etkileşimlerinden farklı değerlendirebilmektir.

İçgüdüsel hareketle, akıl ve duygu fonksiyonları ile yapılan değerlendirmelerde gözlem yapılırken duyguların araya kayarak, gözlemin yönünü değiştirdiğini veya ortadan kaybettiğini deneyimlemek mümkündür.

Hislerin kontrolü gerçekten de dünyanın en kolay şeyi değildir. Çünkü hislerle doğrudan doğruya temasta olmayan insan için karmaşaya düşmek her zaman olasıdır. Özellikle negatif hislerin etkileriyle tüm hedef ve amaçlardan uzaklaşmak gittikçe kolaylaşır. Ama bu hisleri yok varsaymak da hislerin kontrolü anlamında bizi gerileten bir etki yaratır.  Negatif hissi başka bir yöne doğru çekmeye çalışmakla, bu hislerin yıpratıcı ve vazgeçirici nitelikte olan etkilerini azaltmak mümkündür.

Bir örnek vermek gerekirse; en büyük acı olduğunu düşündüğümüz,  sevdiğiniz birinin ölümü söz konusu olduğunda, yaşadığımız duygusal travmadan kaynaklı negatif hislerimizi başkaları ile olan sosyal ilişkilerimizi artırarak, karşılamaya hazır hale getirmek gösterilebilir.

Bir anda çevremizi, eski-yeni bütün dostlarımız, ailemiz, yıllardır görmediğimiz çocukluk arkadaşlarımız sarar. Dinimiz gereği dualar okunur, kaybedilen kişinin hep aramızda, kalbimizde olacağı vurgulanır. Bütün bu ritüellerin aslında insanların 5 duyuları ile ifade edemedikleri tek bir amacı vardır. Sizin duyduğunuz acı hissini, başka yönlendirmelerle,  zarar verecek bir ruh halinden, dingin ve metin olduğunuz bir huzur haline dönüştürmek.

Sosyal anlamda böyle bir dayanışmayı keşfedebilen, farkında olmadan hislerin kontrolünü toplum olarak sağlayan bu insanlar,  tek başlarına kaldıklarında aynı kontrolden uzaklaşırlar. Oysa  bütün bu insanları bir araya getiren durumun açıkça ortaya koyduğu gibi,  herkesin içinde, negatif hislerini bile pozitif yönlendirmelere kaydırabilecek çok güçlü bir hislerini kontrol etme yeteneği vardır.   

Gerçek bir merkeze sahip olmadıklarından negatif hisler insan için zorunlu değildir. Her fonksiyonun kendine has bir sürati mevcuttur.  En ağır hareket eden,  akıl fonksiyonudur. Çünkü bu fonksiyon tamamen dış etkilerle meydana gelir. Sürat bakımından ikinci olarak, içgüdüsel ve hareket merkezleri gelir. En hızlı ise ‘’his’’fonksiyonudur. İşte bu yüzden hislerimiz üzerinde kontrol sağlamak kolay değildir.

Hele ki tüketim devleri tarafından damak tadımıza uygun hale getirilmiş gibi görülen kalorisi-yağı azaltılmış bazı içeriklerin vücudumuzdaki kimyasal reaksiyonları, bizde uyandırdığı açlık hissi ve diğer etkiler işimizi gittikçe zorlaştıran etkenlerdir.

Hislerin kontrolünde sadece zihin durumumuz değil, dışardan yapılan fiziksel etkiler de algılama şeklini değiştirebilmektedir. Yaşadığımız dünyanın gerçeklerini yalnızca algılarımız meydana getirir. Kaynağı ne olursa olsun; zihnimizde meydana gelen algılar fiziksel tepkiler verecek kadar şiddetli olduğunda gerçekleri algılama sürecine girilmiş demektir.  

Benim de üzerinde çalıştığım ve araştırmalarımı sürdürdüğüm şekliyle; yapay sinir ağları ve benzetimli simülatörler gibi bazı etkenlerin yardımıyla, hislerin kontrolünde insanlara farklı gerçekleri hissettirecek, yeni bir gerçeklik hissi ile zihnimizde oluşturacağımız canlandırmalar sonucu duyguların yönünü değiştirmek mümkün olabilir.

Bu yolla açlık hissini ve ihtiyacımız olan pozitif duyguları kontrol altında tutabilir ve zayıflama sürecinde kendimizi hiç olmadığımız kadar iyi hissedebiliriz. Bunlar bilimsel ve teknik çalışmalar olup neticelenmesi için biraz daha zamana ihtiyacımız var elbette.

Ama önemli olan şey ne olursa olsun hislerimizi kontrol edebilmenin mümkün olduğunu bilmenizde yatıyor.  

İçinizde öyle bir ben yakalamalısınız ki; dış etkilerden bağımsız, kendi hislerini yönlendirebilecek güçte, bilinçli, kararlı ve sürekli olsun.

İçinizde öyle bir ben yakalamalısınız ki; Yunus Emre’nin dediği gibi “Bir ben var ben de, benden içeri.” dedirtebilsin.

Halil KARGULU

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak.


9 + = 13


*