Kişilik Bozukluğu

 Kişilik Nedir?

Kişilik, bir kişinin süreklilik sergileyen düşünme, hissetme, davranma ve insanlarla iletişim ve ilişki kurma özelliklerinin genel bir örüntüsüdür. Kişilik, doğuştan getirilen bazı eğilimleri de kapsamakla beraber ağırlıklı olarak bebeklikten itibaren kişinin çevresindeki insanlarla kurduğu etkileşimler ve bu etkileşimler sonucu yaşadıkları ile şekillenir.

Kişilik Bozukluğu Nedir? 

Kişilik bozukluğu, kişilik özelliklerinin sorunlu bir biçimde şekillenmesi sonucunda, çevresiyle ve iç dünyasında sıkıntılar yaşamasına neden olan sorunlu, düşünme, hissetme, davranma ve insanlarla iletişim ve ilişki kurma biçimini kişinin farkında olmadan ve tutarlı bir biçimde sürdürmesi durumudur. Kişilik bozukluğu olan kişiler aşırı ve inişli çıkışlı duygu hallerinin ve çarpık düşünme biçimlerinin farkında olmamakta, bunun sonucunda iletişimde oldukları kişilerle sorunlar yaşamakta ve sorunlu davranışlarından dolayı zorluklarla karşılaştıklarında, sorunun kendi düşünme biçimleri, duygusal tutarsızlıkları ve davranış şekilleri ile ilgili olduğunun farkında olmayarak, kendi yaklaşımlarını rasyonalize etme eğiliminde olmaktadırlar. Bu kişiler, hastalıklarının sonucu ortaya çıkan olumsuz düşünce, duygu ve davranış hallerinin kendi hastalıklarının sonucu olduğunu fark etmezler. Olumsuz yaklaşımlarını haklı çıkarmak için genellikle karşısındaki kişileri suçlama eğiliminde olurlar ve/veya acımasızca kendilerini eleştirirler ve suçlarlar.

Kişilik Nasıl Gelişir?

Kişilik, insanın çevresi ile iletişim kurmaya başladığı andan, yani bebeklikten itibaren, yakınındaki anlamlı kişilerle yaşadığı etkileşimlerin niteliğine göre belirlenir ve şekillenir. Bu anlamlı kişiler 5-7 yaşına kadar anne ağırlıklı olmak üzere ebeveynler ve/veya çocuğun beraber vakit geçirdiği ve etkilendiği diğer kişilerdir. Okul döneminin başlaması ile yaşıtlarıyla ve öğretmeni ile yaşadığı etkileşimler de kişilik gelişiminde devreye girer. Bu dönemden itibaren baba ve/veya anlamlı bir erkek figürü ile olan etkileşimlerin etkisi giderek artar. Ergenlik döneminde, ebeveynlerin ergenlikteki sorunlara yaklaşım biçimi ve ergenin yaşıtlarıyla yaşadığı etkileşimlerin niteliği, kişilik gelişiminde ağırlıklı biçimde belirleyici olmaya başlar.

Özellikle çocukluk döneminde yaşanan deneyimlerin niteliği ve yaşa uygunluğu kişiliğin zeminini oluşturur.
Daha sonradan yaşanan deneyimlerin nitelik ve yaşa uygunluğu da bu zemin üzerinde kişiliğin nasıl şekilleneceğine etki eder. Çevreyle yaşanan etkileşimler ne kadar nitelikli ve yaşa uygunsa normal bir kişilik gelişimi süreci o kadar mümkündür. Aksi durumda kişilik bozukluklarının zemini oluşur.

Kişilik Gelişimini Etkileyen Diğer Faktörler Nelerdir?

Başka birçok unsur da kişiliğin gelişiminde farklı etkilere sahiptir:
– Genler (Kişinin anne babasından veya soyundan gelen özellikler)
– İç salgı bezlerinin az veya fazla çalışması
– Beden yapısı
– Doğum öncesi faktörler (annenin gebeliği esnasından sigara, alkol, uyuşturucu kullanması, yetersiz beslenmesi, travmatik durumlar yaşaması)
– Roller (cinsiyet rolleri (kız olmak, erkek olmak vb.))
– Bireyin kendisini ve çevresini algılama şekli
– Aile ile kurulan iletişimin kalitesi
– Arkadaş çevresi tarafından onaylanma/kabullenilme
– İçinde yaşanılan toplumun özellikleri, kültür yapısı, değerleri
kişilik gelişimini etkileyen unsurlar arasında sayılabilir.

Kişilik Gelişimi Ne Zaman Tamamlanır?

Çocuk için gelişimi etkileyen temel faktör belli bir yaşa kadar ailedir. Kişilik gelişimi hayat boyu devam etmektedir. Kişilik gelişiminin büyük bir kısmı erken yaşlarda tamamlanır. Kişilik gelişimi anne, baba ya da bakım veren diğer kişi, yakın ve uzak sosyal çevreden etkilenmektedir. Kişilik gelişimi 5-7 yaşına kadar ağırlıklı olmak üzere çocukluk ve ergenlik döneminde büyük ölçüde şekillenir. Yaşanan travmatik olaylar bu dönemde kişilik sorunlarının oluşmasına ciddi etkiler yapar. Bu dönemde oldukça sağlıklı bir kişilik gelişimi olan bir insanın belirli kişilik özellikleri erişkinlik döneminde yaşadığı travmatik olaylar nedeniyle kısmen farklılaşabilir.

İlk Çocukluk Yaşantıları ve Kişilik

Çocuk ve ergenin gelişim evreleri ile ilgili çeşitli teoriler ve görüşler vardır. Bunların bazıları çocuğun gelişimi ile ilgili temel bakış açılarını oluşturmuştur. Bu evrelerin olması gerektiği gibi yaşanmadığında erişkinlik hayatında psikolojik sıkıntıların ortaya çıktığı görülmektedir. Bu konudaki ilk yaklaşım Freud’undur. Onun yaklaşımından sonra kişilik gelişimi ve psikolojik sorunların gelişimi ile ilgili pek çok farklı teori ortaya çıkmakla beraber, Erickson’ un yaklaşımı yakın zamana kadar en etkili ve klinik gözlemlerle en tutarlı temeli oluşturan teori olmuştur.

Onun ardından da kişilik gelişiminin anlaşılmasında tamamlayıcı katkıları olan teoriler olmuştur. ‘Travma Modeli’ son dönemde etkinliğini en çok hissettiren yaklaşımdır. Günümüzde, psikolojik sorunların oluşması ve kişilik oluşumunda olumsuz gelişimlerin olması ile ilgili çocukluk ve ergenlik döneminde yaşanan travmatik yaşantıların son derece etkili olduğunu görüyoruz. Travmatik etkiler psikoterapide çalışıldığında, psikolojik sorunların kaybolduğunu ve kişilik sorunu olarak algıladığımız ve değişmeyeceğine inandığımız yönlerimizin dönüşüme uğradığına şahit oluyoruz. Travma modeli ile ilgili yaklaşım ‘Travma Modeli’ başlığı altında işlenecektir.

Freud ve Erickson’un kuramları ile ilgili temel bilgiler aşağıda verilmiştir. Bunlar, kişiliğin hangi dönemlerde ne şekilde yapılandığı ve bu dönemlerde yaşanan ne tür aksaklıkların ileride sorun çıkardığı ile ilgili yapılandırılmış ilk kuramlardır.

Freud

Freud’un psikoanalitik kuramına göre, ilk çocukluk yıllarındaki yaşantılar kişilik gelişimi açısından önemlidir. Bu kurama göre, normal gelişimin sağlanması için, her dönemdeki ihtiyaçların karşılanması gerekir. Bu gelişim dönemlerinde ihtiyaçlar karşılanmadığı takdirde, o döneme bağımlılık oluşmakta, bir sonraki dönem ile ilgili gelişim tamamlanamamakta, engellenmektedir. Freud psikoseksüel gelişimi beş temel döneme ayırmıştır:
-Oral Dönem
-Anal Dönem
-Fallik Dönem
-Gizil Dönem
-Genital Dönem

Oral Dönem

0-1 yaş arasındaki dönemdir. Bu dönem, bebeğin annesinin bakımına gereksinimin yoğun olduğu, bağımlı olduğu dönemdir.  Cinsel dürtülerini emme yolu ile tatmin eder. Çocuğun, memeden erken kesilmesi veya uzun süre emzirilmesi bu döneme bağımlı olmasına neden olmaktadır. Örneğin; yetişkin yaşamında kişinin stresli olduğunda tırnak yemesi oral bağımlılık göstergesi olabilmektedir. Bu dönemde bir fiksasyonun olması, güvensizlik ve bağımlılığa yol açar. Sigara ve içki bağımlılığı, aşırı yemek yemek gibi davranışlara neden olabilir.

Anal Dönem

1-3 yaş arasındaki dönemdir.  Dışkılamanın olduğu organ haz kaynağıdır. Çocuk anal kasları ile dışkısını “tutma” ve “bırakma” alışkanlıklarını kazanır. Çocuk ya tamamen tutar ya tamamen bırakır. Çocuk, böylece bu dönemde çevreyi ve kendini kontrol etmeyi öğrenir. Katı ve cezalandırıcı tuvalet eğitimi verilmesi, çocuğun bu döneme bağımlı kalmasına neden olur. Çocuk da yıkıcılık, dağınıklık, kızgınlık gibi sonuçlara yol açar. Bu dönemin sorunsuz atlatılması durumunda kişi kendini kontrol etme, olumlu ilişkiler kurma, özgürce seçim yapma, karar verme, yeni deneyimlere karışma özellikleri gelişir. Yetişkin yaşamında,  kişinin aşırı düzenli olması, aşırı dağınık olması, cimrilik, saldırganlık, uyum, inatçılık, bağnazlık, kararsızlık bu döneme yönelik kişilik özelliklerini içinde barındırmaktadır.

Fallik Dönem

3-6 yaş arasındaki dönemdir. Bu dönemin en önemli haz kaynağı cinsel organdır.  Karşı cins ebeveyne karşı sevgi, yakınlık ön plandadır. Kıskançlık, sevgi, düşmanlık kişiliği etkiler. Çocuğun cinsel soruları giderek artar. Çocuğun cinsiyet rollerini kazandığı dönemdir. Çocuk ve anne-baba arasındaki sıcak ve sevgi dolu iletişim yetişkinin değer sistemlerinin içselleştirilmesini ve kişiliğin bir parçası olmasını sağlar.

Kastrasyon Korkusu

Erkek çocuk kız çocukta penisin olmadığını fark etmesiyle,  kendi penisini kaybetme korkusu yaşar. Çocukluk döneminde “pipini keserim” şeklinde yapılan şakalar bu korkunun devam etmesine neden olur.

Oedipus Karmaşası

Kız çocuk babasına, erkek çocuk annesine yakınlık duymaktadır. Çocuk bu duygusunun karşı cins ebeveyni tarafından hoş karşılanmayacağını ve cezalandırılacağını düşünür. Eğer bu dönem uygun anne-baba yaklaşımlarıyla atlatılamazsa ileride patolojik durumlar ortaya çıkabilir.
Bu dönem sorunsuz olarak atlatıldığında, çocuk erişkinlik döneminde amaçlı olur, etkinlikler başlatır, sağlıklı cinsel yaşam özellikleri geliştirir.
Bu dönemde bir sorun ve takılma durumu (fiksasyon) söz konusu olduğunda, yetişkinlikte anne-babadan ayrılamama ya da tamamen ayrılmak isteme söz konusudur. Eş seçiminde zorlanma, eş seçerken aşırı suçluluk duyma, cinsel ilişkiden korkma, cinsel isteksizlik görülebilir.

Gizil Dönem

6-12 yaş arasındaki dönemdir. Çocuk kendini daha çok oyuna verir. Cinsel konulardan hoşlanmaz.  Geçiş ve bekleyiş dönemidir. Arkadaşlarına sevgi gösterilerinde bulunur. Cinsiyet rol kimliğine bir ilgi duymaya başlar. Karşı cinsi “düşman” olarak ilan eder.  İlkokul çağındaki çocuklarda kızların kızlarla, erkeklerin erkeklerle gruplar oluşturması bu duruma örnektir. Ergenlik öncesi yani fırtına öncesi sessizlik dönemidir.  Bu dönemdeki fiksasyon ise, çok çalışkan olma veya aşırı tembel olma gibi durumlara yol açabilir.

Genital Dönem

12 yaşından sonraki dönemdir. Ergenlik dönemidir.  Cinsel dürtüler artmaktadır. Karşı cinsle ilişkiler gelişir.  Ergen, ebeveynleri ile çatışmalarını çözümlemek ihtiyacındadır. Bu dönemde, öğretmenlere de büyük bir rol düşmektedir.

Erikson’un Psikososyal Gelişim Kuramı

Erikson Freud’ dan farklı olarak kişilik özelliklerinin ilk beş yıla bağlı olmadığını, yaşam boyu devam ettiğini belirtmiştir. Erikson kişilik gelişiminde, biyolojik etmenlerin ve sosyal çevrenin  rolü olduğunu vurgulamaktadır.
Erikson’ un kuramında sekiz gelişim dönemi bulunmaktadır. Birey, her gelişim döneminde farklı bir çatışma ile karşılaşmaktadır. Erikson, gelişim dönemlerinde yaşanan çatışmaların bireyin potansiyelini gerçekleştirmesi adına önemli ve gerekli olduğunu vurgulamıştır. Bir çatışmanın çözümlenmesi benliğe önemli özellikler katmaktadır. Ancak, bir dönemde yaşanan çatışma çözümlenemezse, bireyin kişilik oluşumunda sorunlu bir alan olur ve ilerideki süreçleri de etkiler.
1.Temel güvene karşı güvensizlik
2.Özerkliğe karşı kuşku ve utanç duygusu
3.Girişimciliğe karşı suçluluk duygusu
4.Başarı ve çalışkanlığa karşı aşağılık duygusu
5. Kimlik ve kimlik karmaşası
6.Yakınlığa karşı yalıtılmışlık duygusu
7.Üreticiliğe karşı durgunluk
8.Benlik bütünlüğüne karşı umutsuzluk

1.Temel Güvene Karşı Güvensizlik

Bu dönem doğumdan 1 yaşına kadar sürmektedir. Bebeğin temel güven ve güvensizlik duygularının gelişmesinde beslenme, uyku, ilgi, sevgi gibi ihtiyaçlarının karşılanması önemlidir.

Bebek doğumu ile birlikte, uyarıcı bombardımanı altına girer. Anne karnından sonraki bu ortam bebeğe huzurlu ve güvenilir gelmez. Kendine güvenin temellerinin atılabilmesi için öncelikle bebeğin çevresine güvenmesi gerekir. Bebeğe bakım veren kişinin bebekle etkileşimi bebeğin çevreye karşı güven kazanmasında belirleyici bir role sahiptir.

Bakım veren kişi çocuğun duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarını karşılayan kişidir. Bu kişi asıl olarak annedir, ancak annenin çeşitli nedenlerden dolayı kısmen ya da tamamen olmadığı durumlarda çocukla ilgilenen kişidir. Annenin fiziksel ya da psikolojik bir hastalık, ölüm, iş yaşamı, fiziksel mesafe gibi nedenlerden dolayı çocuğa bakamama durumlarında büyük anne, hala, teyze veya diğer büyükler duygusal ve fiziksel bakımı sağlamalıdırlar.

Bebek yaşamın ilk yıllarında anne babasına veya bakıcısına bağımlıdır. Bu dönemde özellikle anne ya da diğer kadın bakıcıların varlığı önemlidir. Bakım veren kişilerin bebeğin gereksinimlerini karşılayıp karşılamaması, güven ve güvensizlik duygularının oluşmasına neden olmaktadır.  Bebek bu evrede deneyimlediği güven ve güvensizlik duygularını ilerleyen yaşlarda yaşamındaki diğer insanlara genelleyecektir.

Bebek burada alıcı bir roldedir. Annenin verici olması, hazır oluşu güven sağlamaktadır. Bu güven duygusu içinde, zamanla anne geçici sürelerde bulunmadığında ve gözden kaybolduğunda, bu duruma dayanma gücünü arttırmalıdır. Anne gün içinde belirli anlarda fiziksel olarak bebeğin yanında olmasa da bebeğin zihnindeki sürekliliğinin oluşması önemlidir.

Bebeğin yanında onu koruyan birinin varlığı güven hissettirecek ve yaşı ilerlediğinde geleceğe yönelik korkularının, kaygılarının azalmasını sağlayacaktır. Temel güven duygusunu geliştirmiş bebekler, dünyanın güvenilir bir yer olduğu duygusunu geliştirebilirler.
Temel güven duygusundan yoksun olmak, ilerleyen dönemde ve yetişkin yaşamında ciddi psikolojik sıkıntıların oluşmasına neden olur.

2. Özerkliğe Karşı Kuşku ve Utanç Duygusu

1 ila 3 yaş arasını kapsamaktadır. Temel güven duygusu gelişmiş olan bebek, kendi davranışlarının kendine ait olduğunu fark eder. Bu dönem, çocuğun yürümeye ve konuşmaya başladığı dönemdir. Yürümeyi ve koşmayı öğrenen çocuk, annesinden bağımsız olarak, kendi iradesiyle girişimlerde bulunur. Çocuk özerk olarak davranmaktan ve bağımsız eylemlerden haz duymaya başlar. Çocuğun yapmış olduğu eylemler karşısında, özellikle bakıcıdan olmak üzere, çevresindekilerden nasıl tepkiler aldığı, ceza görüp görmediği burada önemlidir.

Çocuğun aldığı tepkilerin duygusal niteliği özellikle önemlidir. Bakıcının ses tonu, göz teması ve beden dilinin çocuğun eylemlerine uygun nitelikte olması gerekir. Çocuğun bu girişimleri anne baba tarafından kısıtlanırsa, cezalandırılırsa çocuk da kuşku ve utanç duyguları gelişir. Bu dönemde, çocuğa kendi eylemlerini kendisinin kontrol etmesi öğretilmeye başlanmalıdır. Anne ve babanın çocuğun özerk davranışlarını teşvik etmesi önemlidir. Anne baba aşırı kontrol ederek, cezalandırarak çocuğun girişimlerini engellerse, çocukta kendi yetenekleri ile ilgili kuşku ve utanç duyguları gelişir. İnatçılık tutumu bu dönemde oluşur. Yetişkin yıllarında görülen cimrilik, düzenlilik bu dönemin yaşantılarının sonucudur.

3.Girişimciliğe Karşı Suçluluk

3-7 yaş arasını kapsamaktadır. Çocukta yürüme, konuşma, hareket yetenekleri daha da gelişir. Bağımsız olarak hareket ettiği, arzularını dile getirdiği, çocuğun yeni yaşam alanlarına açıldığı dönemdir. Bu dönemde merak, sorular ve bağımsız davranma girişimleri artmaktadır. Çocuk kendi başına öğrenmeye başlar ve girişimlerde bulunur. Çocuğun girişimleri engellenirse, eleştirilirse ve suçlanırsa ileriki yıllarda ve erişkinliğinde kendini suçlama eğiliminde olacaktır.

Bu dönemde, çocuklar cinsellikle ilgili konuları da merak etmeye başlarlar. Çocuğun cinsellikle ilgili meraklı davranışları ya da soruları nedeniyle korkutulması sonucunda çocukta suçluluk duyguları gelişecektir. Çocuk cinsellik ve diğer konulardaki merakından dolayı azarlanırsa veya uygun olmayan tepkilere ya da ilgisizliğe maruz kalırsa, ilerleyen yaşlarında, ergenlik döneminde ve sonraki yaşamı boyunca cinsellik ve diğer birçok alanda davranışlarının, düşüncelerinin ve hatta duygularının yanlış olduğu hissine, ortada hiçbir neden yokken kapılacak ve suçluluk duyacaktır.

Bu evrede, çocuğun girişkenliğinin desteklenmesi, yapması ve yapmaması gerekenler konusunda bir denge kurulması kişilik gelişiminde büyük önem taşır. Erişkinlikte mevcut bir durum olmaksızın ya da abartılı bir biçimde hissedilen suçluluk, kendini ifade etmede çekingenlik, bağımlılık, yetersizlik ve kendine güvenmeme duygularının ve hallerinin nedeni, çocukluğun bu dönemindeki girişimci eylemleri karşısında bakıcıları tarafından maruz kaldığı uygun olmayan duygusal tepkiler ve/veya ilgisizliktir.

4. Başarılı Olmaya Karşı Aşağılık Duygusu

7-11 yaş arasını kapsamaktadır. Bu dönemde çocuk, başarılı olmak için artan bir çaba içindedir. Çocuğun davranış ve tutumları sonucunda, takdir edilme ve beğenilme ihtiyacı ön plandadır. Takdir edildiğinde, beğeni topladığında kendine güveni, başarı inancı artacaktır.  Bakıcılar tarafından bu çabalarına karşı engelleyici, cezalandırıcı yaklaşıldığında ya da ilgisiz kalındığında değersizlik ve aşağılık duygularına kapılır.

Bu dönemde baba ve diğer erkek figürleri ile beraber öğretmenin, çocuğun kişiliğinin oluşumundaki belirleyici rolü artar. Okul yaşantısı da çocuğu etkilemektedir. Beğenilmek, bu dönemin en önemli gereksinimlerindendir. Çocuğun yatkınlığı olan beceriler üzerine odaklanmak önemlidir. Bu dönemde çocuğun akranlarıyla karşılaştırılması, yetersizlik duygularının yanı sıra karşılaştırıldığı kişiye, yaşıtlarına ve kardeşlerine karşı düşmanlık, kıskançlık duygularının da gelişmesine neden olmaktadır.

5.Kimlik Kazanmaya Karşı Kimlik Bocalaması

11-17 yaş arası, ergenlik dönemini kapsamaktadır. Ergen, bir kimlik geliştirme dönemi içindedir. Bu dönemde soyut ve eleştirel düşünme, cinsel roller, karşı cinse yönelik ilgi, sosyal ve politik konulara ilgi, akranlarla iletişim, meslek seçimi gibi unsurlar kimlik gelişimi için önemlidir. Ergen, bu kimlik arayışı sürecinde ideolojilere, dini konulara, karşı cinse giderek daha yoğun biçimde ilgi duymaya başlar. Ebeveynlerin ve öğretmenlerin kimlik arayışına izin vermesi önemlidir. Ergen bir model arayışı içerisindedir. Güvendiği kişileri model alır.
Arkadaş ilişkilerinin yoğun yaşandığı bir dönemdir. Ebeveynler ile olan ilişkide bağımsızlaşmak ve aile dışına yönelmek önemli bir ihtiyaç haline gelir. Ergen bu dönemde herkesin kendisini izlediğini ve kontrol etmeye çalıştığını düşünür.

6.Yakınlığa Karşı Yalıtılmışlık

18-26 yaşlarını kapsamaktadır. Bu dönemde kişi yakın ilişkiler, dostluklar kurabilir. Karşı cinsle uzun dönemli ilişki, evlilik, iş kariyeri önemli hale gelir. Karşı cinsle sevgiye dayalı bir beraberliğin beklendiği ve arzulandığı dönemdir. Bu dönemde cinsellik önemlidir ancak duygusal yakınlık kadar hayati bir önem taşımamaktadır.  Bu dönem yeterince sorunsuz bir şekilde atlatılırsa sevgiyi verme ve alma konusunda sıkıntı yaşama riski azalır. Aksi takdirde, kişi yalnızlık ve yalıtılmışlık hissedecektir. Önceki dönemlerdeki sağlıklı gelişimle beraber bu dönemi de yeterince sağlıklı geçiren kişi, kişiler arası ve karşı cinsle ilişkilerde yakınlık kurabilecektir.

7. Üreticiliğe Karşı Durgunluk

30-60 yaşları arasındaki ‘orta yetişkinlik’ dönemini kapsamaktadır. Bireyin en üretken dönemidir. Üretken olmak sadece çocuk yapmak ve yetiştirmek değil, aynı zamanda neslin de devam ettirilmesi anlamına gelir. Bu dönemde kişi ailesi, işi ve içinde yaşadığı toplum ve insanlık için yararlı işler yaptığında üretken olduğunu hisseder. Aksi takdirde, işe yaramama duygusu ve yetersizlik hissedebilir.

8. Benlik Bütünlüğüne Karşı Umutsuzluk

60 ve ileri yetişkinlik yıllarını kapsar. Geçmişi düşündüğünde, bireyin kendisini iyi hissetmesi önemlidir. Kendini iyi hisseden birey, ölümü de yaşamın doğal bir gereği olarak düşünür. O döneme kadar üretmiş olduğu şeylerden diğerlerinin yararlanmakta olduğunu görmenin verdiği hazzı yaşayabilir. Üretkenlikten yoksun bir yaşam sürmüş olduğuna inanıyorsa, hayal kırıklığı ve umutsuzluk duygularına kapılır. Bu durumda kişi, ölüm korkusu ve ölümü kabullenememe sorunları ile yüz yüze gelir.

Kişilik Değişir mi?

İnsanın hayatındaki önemli olaylar kişiliği değiştirebilmektedir. Örneğin;
– Aşık olmak
– Ciddi bir hastalık (kanser vb.)
– Psikolojik Travmalar (işkence, taciz, tecavüz vb.)
Bunun yanı sıra, eğer kişi kişilik özellikleri ile ilgili bir takım aşırılıkların kendi ruh halinde ve ilişkilerinde sorun oluşturduğunu görebilirse, kendisi hazırsa, değişime açıksa psikoterapistin yardımı ile kişilik özellikleri ile ilgili farkındalık kazanıp, bu özellikleri değiştirebilir.

“Hep böyleydim, demek ki benim yapım bu”

Travmatik yaşantılar sonucu olumsuz bir biçimde etkilenen kişilik sorunları, yaşanan travmatik olayların etkisi psikoterapide çalışıldığında farklılaşmaya ve normalize olmaya başlar. Hangi dönem olursa olsun psikolojik travmaya maruz kalmış olan biri, travmatik etki altında bir düşünme, hissetme, davranma ve ilişki kurma biçimi geliştirir. Bazen farkında olarak ama çoğu zaman farkında olmaksızın, bu etki altında yaşayan ve belirli durumlarda otomatik olarak belirli bir şekilde düşünen, hisseden, davranan ve çevresiyle ilişki kuran kişi, seneler boyunca bu halleri otomatik ve tutarlı bir şekilde yaşadığından, bu halleri doğuştan gelen, değişmeyecek olan durumlar olarak görme eğiliminde olur. “Hep böyleydim, demek ki benim yapım bu” denir.

Ancak, artık biliyoruz ki bizi olumsuz etkileriyle şekillendiren geçmiş travmatik yaşantıların etkisi deneyimli ellerde travma çalışması ile giderilebilmektedir. Bu yapıldığında, kişi travmatik etkiden kurtulduğu için psikolojik semptomları ortadan kalkar ve doğal, kendiliğinden ve çok daha kendine ait hissettiği düşünme, hissetme, davranma ve çevresiyle ilişki kurma halleri yaşamaya başlar, diğer bir deyişle kendini bulur.

Kişilik Gelişimi Eksik Kalırsa Neler Olur? Eksik Kişilik Gelişimi Tamamlanabilir mi?

Erken dönem yaşantıları çocuğun kişilik gelişimi üzerinde önemli izler bırakır. ‘Travma Modeli’, olumsuz etkiler ve izler bırakan erken dönem travmatik yaşantıların, psikolojik sorunların ve sorunlu kişilik özelliklerinin oluşumundaki belirleyici gücünü ve etkisini vurgular. Travma modeli çerçevesinde yapılan psikoterapi çalışmaları ile bu etki ortadan kaldırıldığında, kişilik özelliği olarak sürüp giden ve hayatımızı olumsuz etkileyen yönlerimiz dönüşüme uğrar.

Ne zaman Kişilik Bozukluğu, Ne Zaman Kişilik Sorunu?
Kişilik Bozukluğu Olanlar Bunun Farkında Değildirler

Kişilik bozukluğu olan kişilerin ortak özelliği, aşırı duygu hallerinin ve çarpık düşünme biçimlerinin farkında olmamaları ve bu durumlarını, dışarıdan bir eleştiri olduğunda, ya da sorunlu davranışlarından dolayı zorluklarla karşılaştıklarında, rasyonalize etme eğiliminde olmalarıdır. Kişilik bozukluğu olan kişiler, hastalıkları sonucu ortaya çıkan sorunlu düşünce, duygu ve davranış hallerinin kendi hastalıklarının sonucu olduğunu fark edemezler ve sorunlu yaklaşımlarını haklı çıkarmak için karşısındaki kişileri suçlama eğiliminde olurlar.

Süreklilik arz eden ve tekrarlayan bir biçimde psikolojik ve ilişkisel sorunlar yaşanmasına neden olan sorunlu kişilik özellikleri bir kişide ‘kişilik bozukluğu’ var anlamına gelmez. Sorun teşkil eden kişilik özelliklerinin kişinin hayatında ne yoğunlukta ve sıklıkta  olumsuzluğa yol açtığı, duruma göre ne kadar esneyebildiği, hayatının geneline ne kadar yansıdığı gibi unsurların değerlendirilmesi gerekir.

Kişinin sorun teşkil eden kişilik özellikleri ile ilgili farkındalık derecesi de önemli bir kriterdir. Yani, farklı kriterler temelinde değerlendirme yapmak gereklidir. Bazı insanlar, psikolojik ve ilişkisel soruna yol açan özelliklerinin kısmen farkında iken ve bunları değiştirme ihtiyacına girebilirken, bazıları hiç farkındalığa sahip olmayabilirler. Bazıları sorunlu kişilik özellikleri nedeni ile hayatlarının her alanında sorun yaşarken bazıları sadece iş hayatında, aile hayatlarında ya da ikili ilişkilerde sıkıntı yaşayabilir.

Kişilik özellikleri ile ilgili sorunlar yaygın, sık, esnek olmayan, farkında olunmayan bir biçimde yaşanıyorsa kişilik bozukluğundan söz edilebilir. Bu kriterler temelinde aşırılık yoksa durumu ‘kişilik sorunu’ olarak ele almak gerekir. Kişilik bozuklukları başlıkları altında aşağıda bahsedilen açıklamalar, kişilikle ilgili sorunları aşırı boyutlarda ve şiddetli biçimde yaşayanlar, yani ‘kişilik bozukluğu’ olan insanlarla ilgilidir ve bu bağlamda değerlendirilmeleri gerekir. Kişilik bozukluğu olan farklı kişilerde de sorunun farklı yoğunluk ve şiddette yaşanabileceğini vurgulamak önemlidir.
Bazı insanlar ‘kişilik bozukluğu’ seviyesinde olmadıkları halde ‘kişilik özellikleri’ ile ilgili bazı sorunlar yaşayabilirler.  Bu fark yukarıda da bahsedildiği gibi derece meselesidir.

Kişilik Bozuklukları
Kişilik bozukluklarını, baskın olan karakter özelliklerine göre üç sınıfa ayırabiliriz:

  • A Tipi Kişilik Bozuklukları
  • B Tipi Kişilik Bozuklukları
  • C Tipi Kişilik Bozuklukları

A Tipi Kişilik Bozuklukları
Bu sınıfta üç tip kişilik bozukluğu vardır:

  • Paranoid Kişilik Bozukluğu
  • Şizoid Kişilik Bozukluğu
  • Şizotipal Kişilik Bozukluğu

Muhakemenin ve gerçeklik algısının diğer kişilik bozukluğu tiplerine nazaran daha bozuk olduğu kişiliklerdir. A tipi kişilik bozuklukları olan insanlar dışarıdan gözlemlendiklerinde tuhaf ve sıra dışı olarak algılanırlar.
B Tipi Kişilik Bozuklukları
Bu kişilik bozuklukları sınıfında dört tür kişilik bulunur:

  • Antisosyal Kişilik Bozukluğu
  • Sınırda Kişilik Bozukluğu
  • Histerik Kişilik Bozukluğu
  • Narsistik Kişilik Bozukluğu

Kişiler arası ilişkilerde davranış bozuklukları, aşırı dramatik ve duygusal tepkiler verme B Tipi kişilik bozukluklarında ön plandadır. Yoğun öfke patlamaları yaşarlar. İlişkiler yolunda gitmeyen en ufak bir sorunda dahi altüst olurlar ve karşıdakini suçlama eğilimine girerler. Değersizlik duygusu ve reddedilme korkusu yoğundur ancak bunlar fark edilmez ve bastırılır. Bu duyguları bastırmak için güçlü olmak ve  kendilerini güçlü göstermek ihtiyacı içine girerler. Onlara göre, karşısındaki insanlar değersizdir.
C Tipi Kişilik Bozuklukları
Bu sınıfta üç tip kişilik bozukluğu vardır:

  • Çekingen Kişilik Bozukluğu
  • Bağımlı Kişilik Bozukluğu
  • Obsesif-Kompulsif Kişilik Bozukluğu

C Tipi kişilik bozukluklarında kendi içlerinde, yaptıkları işlerde ve başkaları ile ilişkilerinde kaygı, korku, suçluluk, utanma duyguları hakimdir. Çevrelerini kontrol etme ihtiyaçları çok yüksektir. Kontrol etmede sorun olduğunda ya depresyona girerler ya da karşıdaki kişiye talepleriyle dünyayı dar ederler. Öfke duygusu yüzeyde pek görülmeyebilir, hatta hiç öfke yaşamayabilirler. Öfkeyi yaşayamama hali içsel olarak bu duyguya izin vermeme hatta ne olduğunu dahi bilmeme şeklinde olabileceği gibi, öfke hissetseler bile öfkelerini hedefe uygun bir şekilde dışa vurmada güçlük çekerler.

Öfkeleri kendilerine yöneliktir; bu durum suçluluk duygusunu beraberinde getirir. Yaptıklarından ve yapamadıklarından, söylediklerinden ve söyleyemediklerinden ötürü sürekli kendilerini suçlarlar. Obsesif-Kompulsif Kişilik Bozukluğunda diğerlerinden farklı olarak,  sinirlilik hali yüzeyde çok sık görülür. Kafalarında olması gerektiğine inandıkları doğrultuda kendileri ve başkaları davranmaz ise kendilerine ya da başkalarına öfkelenirler. Öfkelenmeleri genellikle, kaynağını, çevrelerini veya kendi düşünce ve davranışlarını kontrol edememe halinin bir sonucudur.

Yard. Doç. Dr. Adnan Çoban

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak.


+ 3 = 5


*