Planlı Çalışma Sırları

Planlı olmak lazım. Belki de hiç durmadan çalışacaksın ama kontrol sende olacak. İşler çığrından çıkmayacak. Varsın tek bir boş anın olmasın. Bir sonraki adımda nerede olacağını biliyorsan eğer, gerçekten yorulmazsın. Ama plansız bir savruluş halindeysen gün içinde; ne yaptıklarından hayır gelir doğru dürüst, ne de sen çalışmaktan zevk alırsın.

Çalışman hangi amaca hizmet ediyor? Para kazanmak mı zorundasın? Yoksa bir şeyler başarmak, bir amaca odaklanmak, hedefe koşmak veya sırf daha başka bir hayat bilmediğin için mi çalışıyorsun? Nerede çalışıyorsun? Evinin kadınısın. Olabilir. Belki de annesinin kuzusu şeklinde; yediğin önünde, yemediğin ardında. Tek derdin erken kalkmak! Olsun. Veya fırla yataktan, kahvaltı hazırla çocuklara, servise yetiştir, oradan ofise koştur, toplantıdan toplantıya, oradan koş çocuğun okuluna, alışverişe, mutfağa, oradan elektrik süpürgesine, çamaşıra, ütüye…

Fark eden bir şey yok! Sürekli bir tempo… Moral gücümüzü zedeleyecek hiçbir yoruma gerek yok! Dolayısıyla, çok iyi bir planlamayla aşılamayacak bir durum değil inanın. Bu konuda tek dostumuz zaman! Zamanı iyi kullanacağız. Kolumuzdaki saatten ayırmayacağız gözümüzü. Ama en önemlisi içimizdeki saati ihmal etmememiz gerekiyor. Çünkü zamanla alıştığımız bu tempo, içimizde işlemeye başlar. Dürtülerimiz devreye girer. Hatta eğer işlerimizden birini fark etmeden atladıysak, dürtülerimiz bizi uyarır. O yüzden iç seslere dikkat edeceğiz.

Aynı şekilde; eğer motorumuz fazla ısınma yaptıysa da iç sesimiz bizi uyarır. Hani olur ya; bir dakika mola diye! Ben böyle durumlarda da iç sesimi dinlemeyi tercih ederim. Dinlemezsem hata yaparım çünkü. İçimden gelmiyorsa koşturmak, yine de mecbursam mesela… Hiç korkmam; dinlerim kendimi. Bir kaçamak an yaratırım kendime, onu bir şekilde ufak bir molaya ikna ederim. Bu ufacık dinlenme, anlık mola benim sonraki yarım düzine işimi daha düzgün yapmama yardımcı olmuştur. Dahası; istemeye istemeye başladığım her işim yüzünden, diğerleri de sekteye uğramıştır hayatım boyunca. Bu kadarcık şımarıklığı da hak etmişimdir doğrusu. O yüzden sorumluluklarımı biliyorsam, birazcık kaçamağın hiçbir zararı olmaz bana. Koşturmalarımın geleceğini garanti altına alır bir nevi.

Bak iç sesim yine devreye girdi: Yahu zaman yetiyor mu sanki? Yetmez bilirim. Yirmidört saat yetmez bazen insana. Bu his zararlı! Tempomu keser. Pek dinlemem genelde onu. “Doğrusun iç sesim” der, geçerim. Fazla yüz vermem ona. Eğer gerçekten fazlaysa işler; ya ben gerektiğinden fazla zaman harcıyorumdur; daha çabuk halledebileceğim bir metod bulmalıyımdır, ya da gerçekten birkaç işi devretmeliyimdir. İşlerime harcadığım zamanı tekrar değerlendirme vaktidir o halde. Listeyi gözden geçirdiğimde mutlaka ya gereksiz, ya da fazla zaman harcadığım birkaç kalem çıkar. Bu listeyi sık sık gözden geçirmekte fayda var.

Bir diğer planlama yardımcısı da; sadece kendime ayırdığım zamanlar. Bu önemli unsuru asla göz ardı etmedim. Kıymetliyim çünkü! Hiç kimse bunu fark etmese de, ben kendime zaman ayırırım ve ruhumu beslerim.

Gece, çoluk çocuk uyuduğunda, ben on dakika da olsa, o an ne yapmak istiyorsam onu yaparım. Kişisel bakımım olabilir, internette dolanmak olabilir, yazı yazmak, bir bardak kahve, ufak bir dizi molası… Diğer işlerden acile düşmüş olanı yoksa, bu ödülü veririm kendime. Hatta, uykum geldiyse erkenden yatarım onlarla birlikte ve yeteri kadar uykuyu almış olarak kalkarım sabaha karşı. Bana beş saat yetiyor artık. Siz de ilk etapta, en azından yarım saati feda edebilir ve kalkıp salim kafa ile kendinize ayırabilirsiniz bu ekstraları. Hazır etrafta dikkat dağıtıcı hiçbir şey yokken, kimseye bölünmek zorunda değilken…

Dilerseniz gününüzü planlayabilirsiniz, dilerseniz sizi huzursuz eden, yapamadığınız bir iş kaldıysa cebinizde, onu listeden kaldırabilirsiniz. Veya hiçbir şey yapmadan, öylece günün gelişini karşılar, kendinizi manevi olarak yeni güne hazırlarsınız. Alın size serbest zaman… Tepe tepe kullanın.

Alıntı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak.


7 − 7 =


*